Bu Konuyu görüntüleyenler: 1 Ziyaretçi
Mesaj Önizleme 
 
Konuyu Değerlendir
  • 0 Oy - 0 Ortalama
  • 1
  • 2
  • 3
  • 4
  • 5
     O uğruna ölünesi adamın uğruna öldü!!!
Yazar Mesaj
--GaMzE-- Çevrimdışı
Forum Demirbaşı
****
Üye

Mesajlar: 757
Katılım: Aug 2008
Karma Puanı: Positive Reputation
Açtigi Toplam Konu: 225
Mesaj: #1
O uğruna ölünesi adamın uğruna öldü!!!
[img]Guests cannot see links in the messages. Please register to forum by clicking here to see links.[/img]

[img]Guests cannot see links in the messages. Please register to forum by clicking here to see links.[/img]


ÜMİTSİZ AŞIK FİKRİYE... Fikriye kimdir? Atatürk’e nasıl yardımları dokunmuştur? Hayatı nasıl son bulmuştur? Bu bölümde işte bu soruların yanıtını bulacaksınız ATATÜRK’ÜN SADIK YAVERİ SALİH BOZOK ANLATIYOR; Çankaya'nın tek hakimi, Fikriye... Çoğu zaman uykusuz, dur duraksız, biteviye yorgunluk dolu günleri Mustafa Kemal Paşa için biraz çekilir hale koyan tek şey, her halde Fikriye Hanım'ın varlığıydı... Biraz Fikriye Hanım hakkında bildiklerimi anlatayım: Fikriye Hanım, Atatürk'ün annesi Zübeyde Hanım'ın ikinci kocasının kardeş çocuğu idi. Bir aile yakınlığı olduğundan, Fikriye, zaman zaman Zübeyde Hanım'ın yanında kalıyor ve tabii Mustafa Kemal Paşa ile birlikte bulunuyormuş... Akaretler'deki evlerinde hemen hep bir arada bulunmuşlar. Zübeyde Hanım Fikriye'yi sever, ama kızı Makbule, nedense Fikriye'den bir türlü hoşlanmazmış!.. İkide bir kapışırlar, Zübeyde Hanım araya girer, Fikriye bir süre evden uzaklaşır, sonra yine birlikte olurlarmış... Bu arada Fikriye'yi bir Mısırlı zengin istemiş... Ailesi düşünmüşler, taşınmışlar, sonra vermişler Fikriye Hanım'ı... Fakat Fikriye, Mısırlıların hareminde yaşamaya bir türlü razı olmamış.. Bir süre beraberlikten sonra, Mısır'dan ayrılmış ve İstanbul'a gelmiş... İstanbul'a geldikten sonra yine Akaret’ler'deki evde birlikte yaşamaya başlamışlar... O sıralar Mustafa Kemal Paşa da İstanbul'da olduğu için, hep beraber oldukları da olurmuş... Şişli'deki evin işlerini de el altından uzun bir süre, Fikriye çekip çevirmiş... Kuvayi Milliye'yi örgütlemek ve yurdun üstüne leş gibi uzanan Yunan'ı denize dökmek için Mustafa Kemal Paşa, Anadolu'ya geçince Paşa'nın çamaşır, yatak, çarşaf gibi kirlileri yıkayacak, elbiselerini ütüleyecek birine ihtiyacı olmuş... Eli bu işlere yatkın Bekir Çavuş adlı biri vardı; bütün bu çeşit ev hizmetlerini o görürdü. Ben Ankara'ya geldiğim zaman bu işlerde Bekir Çavuş'u buldum. Mustafa Kemal Paşa'nın Selanik günlerinden dostu Mithat Bey vardır, Ankara'ya geldi. Paşa ile çok yakın arkadaşlığı olduğu için, bir ara kendisine ev işlerini çekip çevirecek bir kadına ihtiyacı olduğunu hatırlatmış. Paşa da adam bulamadığını söyleyince Mithat Bey, "Niçin Fikriye'yi Ankara'ya getirtmediğini" sormuş. Gerçekten Fikriye, biçilmiş kaftan gibi bu işe uygun kadındı. Mithat Bey, bunu kendisine iş edindi ve bir gün Fikriye Hanım'la birlikte Ankara'ya çıkageldi. Bu gelişi Mustafa Kemal Paşa'dan başka herkes yadırgadı. Bunca erkeğin arasında tek bir İstanbullu kadının barınabileceğine, hiçbir Allah'ın kulu inanmıyordu. Hele Bekir Çavuş, ateş püskürmekteydi!.. O zamana kadar Mustafa Kemal Paşa'nın bütün işlerini o yürütürken, bir kadının gelip işlerini elinden alması ve oğlu gibi bağlandığı Mustafa Kemal Paşa'dan kendisini uzaklaştırması benimsenecek iş değildi!.. Kıyametler koptu. Ben kendi kendime bu Fikriye Hanım'ın bir süre sonra İstanbul'un kısa yolunu sormaya başlayacağına inanıyordum... Fakat olaylar hiç de beklediğimiz gibi gerçekleşmedi... Bir kere Fikriye Hanım, Bekir Çavuş'u işinden uzaklaştıracağına, Bekir Çavuş'un emrine girmiş göründü. Bekir Çavuş, çoktandır arayıp da bulamadığı yardımcıyı görünce, Makbule Hanım'ın kocası ve Mustafa Kemal Paşa'nın eniştesi bir Mustafa Mecdi Bey vardı. Zaman zaman Ankara'ya uğrar, çoğu zaman da Kuvayi Milliye'nin ihtiyacı olan silah, cephane ve diğer önemli maddelerin bulunması, toplanması için Suriye'ye ve başka dış ülkelere giderdi. Klod Farer'in Mustafa Kemal Paşa ile görüşmek için geldiği günlerdi. Paşa, eniştesini çağırdı ve benim yanımda: - Mustafa, dedi; hemşire ile valideyi buraya almaya karar verdim. Sen zaten İstanbul'dan çok Ankara'da oluyorsun. Hep beraber otururuz. Sen İstanbul'a git, onları al ve İzmit'e getir. Ben İzmit'te Klod Farer ile görüştükten sonra, birlikte Ankara'ya döneriz... Fikriye'ye dört elle sarıldı. Sökükleri Fikriye dikiyor, yemekleri Fikriye yapıyor, bulaşıkları Fikriye yıkıyor; fakat sofrayı Bekir Çavuş kuruyor, sabah kahvesini Paşa'ya Bekir Çavuş götürüyor, Paşa'yı Bekir Çavuş giydiriyordu. Adeta Bekir Çavuş bir derece terfi etmiş gibi bir şey oldu... Bu yüzden hem Fikriye'ye hem de çevresine bayağı şişinmeye başladı... Fakat Fikriye hem yumuşak hem de sevimli bir kadın olduğu için kısa bir zamanda kendisini bütün Çankaya'ya benimsettikten başka, Atatürk'ün arkadaşlarının da saygısını kazanmasını bildi. Yaverlerden mutfak personeline kadar birçok insanın söküğü Fikriye'den sorulur oldu. Çok kısa bir sürede Fikriye, Bekir Çavuş'a ve yaptıkları işlerin hiçbirine ilişmeden, Bekir Çavuşla birlikte işleri ele almasını bildi. Yani açıkçası, Bekir Çavuş her yerde vardı ve yine Fikriye'yi ileri geri komuta ediyordu ama; Fikriye, Çavuş'un şahsiyetini silmiş süpürmüş, adeta eritip buhar haline getirmişti... Çankaya'nın tek hakimi Fikriye oldu; ve bu hakimiyetini -Bekir Çavuş dahil-hiç kimse yadırgamadı. Çünkü önce istasyondaki ev, sonra Çankaya, Fikriye'nin elinde yaşanır hale geldi... Fikriye -kadınlar için- ortadan az uzun, ince, kara gözlü, kara kaşlı, aydınlık yüzlü bir kadındı. Güzelden fazla, alımlı idi... İstediği zaman kişiliğini insana duyurur, istediği zaman odanın içinde varlığı fark edilmezdi. Bu marifet, çok az insanda, hele çok az kadında vardır. Paşa'nın yalnız ihtiyaçlarını karşılamıyor, ona arkadaşlık da ediyordu. Nitekim, Mustafa Kemal Paşa, çeşitli zamanlarda, özellikle sabahları Fikriye'yi yanına alarak yürüyüşe çıkar ve bu yürüyüşlerden çok hafiflemiş olarak dönerdi. Demek Fikriye, Paşa'nın canını sıkmamayı ve onu oyalamayı biliyordu... Velhasıl Fikriye, Ankara'nın çorağında açmış bir akgül gibiydi... Herkes onu görüyor, beğeniyor; fakat kimse koklamaya ve koparmaya cesaret edemeden, ona saygı ve sevgi ile bakıyordu... Ankara'da çok yaman günler gördük. Öyle zamanlar oldu ki, aklı olan Ankara'dan kaçıyordu!.. Meclisin Konya'ya taşınmasının düşünüldüğü günler oldu... Milletvekilleri, çoluk çocuğunu yakın akrabalarına göndermeye başladılar...O günlerde de, daha tehlikeli ve amansız günlerde de Fikriye hiç renk değiştirmemiştir. Paşası ve Bekir Çavuş'u ile Ankara'yı parmağının ucunda döndürüyordu... Ama Makbule, Fikriye ile kedi-köpek gibidir... Mustafa Mecdi Bey, kem küm etti... Zübeyde Hanım ile Makbule Hanım'ı Ankara'ya getirmek istemediği belli idi. Paşa sinirlendi: - Açık söyle, ne demek istiyorsun?.. - Peki öyleyse, açık konuşacağım... Sen kardeşinle an neni Ankara'ya aldırmayı düşünüyorsun ama, annenin ve hele kardeşinin Fikriye ile geçinip geçinemeyeceğini hiç düşünmüyor musun?.. Biliyorsun ki; annen, senin Fikriye ile evlenmenden ödü kopar! Ama yine de pek belli etmez; Fikriye akrabası olduğu için pek belli etmez! Ama, Makbule, Fikriye ile kedi-köpek gibidir. Bir saat dalaşmadan duramazlar... Burasını da o hale getirirler ki; yalnız Çankaya değil Ankara bile yaşanmaz olur!.. Onun için, istiyorsan anneni getir ama Makbule'ye dokunma... Mustafa Kemal Paşa, eniştesinin; annesinin Ankara'ya gelmesine razı, kardeşinin gelmesine karşı oluşunu, karısın İstanbul'dan uzaklaştırmak istememesine bağlamış olacak ki: - Al, karını başına çal demiyorum... Anamı da, karım da alıp İzmit'e getireceksin, işte o kadar!.. Mustafa Mecdi Bey: "Pekala, sen bilirsin" diye kestirip ayrıldı. Arada, bu patırtılar kopardı ama; Fikriye Hanım'lı Çankaya, yine de iyiydi! Bu ufak tefek patırtıları bir kenara koyarsak, savaş günlerinin bütün mahrumiyetlerine, tehlikelerine, heyecanlarına, fırtınalarına rağmen; Çankaya, Fikriye Hanım'ın sayesinde hiç güneşsiz kalmadı!.. Ama, Türk ordularının İzmir'e varmasıyla birlikte, Fikriye Hanım'ın Çankaya'ya kocaman bulutlar yığılmaya başlamış... Önce kadınsı bir sezgiyle İzmir'den kuşkulanmış; hele Latife Hanım'ın adı gazetelere geçince, Fikriye Hanım'ın Çankaya, sofrasız akşamlar yaşamaya başlamış!.. Zaten halkın, "ince hastalık" dediği ciğer tüberkülozu çekiyordu... Bu olayların getirdiği keder ve endişe, hastalığı daha da kamçıladı. Münih'te bir sanatoryuma tedavi için gönderildi... Dönüşünü, Çankaya'ya kabul edilmeyişini, beni arayışını ve Çankaya'dan dönerken, faytonda kalbine bir kurşun sıkışını anlatmaya dilim varmıyor... Bugün düşünüyorum da, Latife ortaya çıkmasaydı, acaba Fikriye için Mustafa Kemal Paşa ile evlenme ümidi var mıydı?.. Hayır, böyle bir ihtimal yine de yoktu, sanırım...
[img]Guests cannot see links in the messages. Please register to forum by clicking here to see links.[/img]



VE TÜRK MİLLETİNİN FİKRİYE ARDINDAN SÖYLEDİĞİ ŞU SÖZ ÇOK ÖNEMLİDİR:

O UĞRUNA ÖLÜNESİ ADAMIN UĞRUNA ÖLDÜ....!

Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, istiklâlden mahrum bir millet, medenî insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye lâyık sayılamaz.

M.Kemal ATATÜRK
(En son düzenleme: 18-12-2008 07:56 PM --GaMzE--.)
18-12-2008 07:54 PM
Kullanıcının websitesini ziyaret et Bu kullanıcının gönderdiği tüm mesajları bul Bu mesajı bir cevapta alıntı yap
Mesaj Önizleme 


     Bu Konudaki Mesajlar
O uğruna ölünesi adamın uğruna öldü!!! - --GaMzE-- - 18-12-2008 07:54 PM

Foruma Git:



Çocuk Oyunları Structured Settlements Kız Kulesi